13.12.2009 - Ömer Hayyam
<< Paramız yok ki bir güzel sevelim Bademiz yok ki içip de haykıralım Demek günaha girmenin yolu yok Çaresiz kalkalım namaz kılalım
Ömer Hayyam >>
Geçenlerde bir köşe yazısında denk geldim, paylaşayım dedim..
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13.12.2009 - Losing My Religion!
Bugünün şarkısı Losing My Religion.
Canım öyle istedi, onun için. Bir özelliği yok şarkının, sözlerinin vs. Severim zaten, sabah da televizyonda denk geldi, keyfim de yerindeydi genel olarak... Dedim ki, bu olsun. Bir de uzun süre görüşmediğim bir arkadaşımla buluşacağım zaman genelde o günü hatırlamak için kendi kendime bir şeyler, belki de bazı şifreler buluyorum. O tarz bir şey bu da..
İstanbul fazlasıyla soğuktu bugün.. Hiç bu kadar üşüdüğümü hatırlamıyorum.. Havlu çorap giymiş olmama rağmen, bir tane daha orta kalınlıkta çorap alıp giymek zorunda kaldım! Olsun, hiç bisikletli çorabım olmamıştı :).
Günlük tutmak istiyorum aslında ben. Ama biliyorum, eminim ki bir gün birisi açıp okuyacak onu. Of! İnsanlar ne zaman bir kişinin tek başına da özeli olabileceğini kavrayabilecekler! İnsanın özeli sadece sevgilisi ya da ailesi vs. değildir. En yakın olduğumuz kişiden bile sakladığımız birçok şeyimiz olabilir, ki zaten olmalıdır da! Tabii ki olmalıdır! Anlayın bunu tamam mı. (Bu aralar fazla mı agresifim? Önceki yazımda da sanki sinirlenip mi bitirmiştim? İlk soruma "evet" diye mi cevap vermeliyim yoksa üçüncü bir soruyu mu sormalıyım; belki de kafama bir şey takıldığında yazdığım için böyle oluyordur ve böyle gözüküyordur?..) Her neyse. Sanırım detayları ve duygularımı eklemeden genel olarak günlerime dair bir şeyler yazdığım bir günlüğüm olabilir. Zaten duygularımı yazmasam da hatırlayabilirim, diye düşünüyorum.
Okul tuhaf bu dönem. Bitse de kurtulsam, diyorum. Ne acı!
Karman çorman bir yazı olmasını istemiştim, biraz başardım herhalde. Ve son sözler;
<< But that was just a dream That was just a dream >>
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
23.11.2009 - Usanmak
Yorgunluğun ve uykusuzluğun anlamını herhalde bu sene tam anlamıyla kavrıyorum. Eskiden otobüste uyuyanlara sinir olduğumu falan söylerdim. Bu sene ilk defa ben de uyudum otobüste :). Geçen sene sadece dört gün dersim vardı. Zaten günlerin birisinde sadece Güzel Sanatlar dersi var diye, ona da girmiyorduk genelde. Yani üç gün derse giriyordum. Bu sene resmen acısını çıkarıyorlar. Altı gün okula gidiyorum. Tek gün hariç diğer günler hep erken uyanmak zorundayım. Ödevler hazırlamam gerekiyor geçen seneden farklı olarak bir de. Sadece pazar günlerim tam anlamıyla boş. Onu da doldurmamaya çalışıyorum, dinlenebileyim diye ama ne mümkün! Sabahın köründe bir uyanıyorum, uyku tutmuyor sonra. Okul açıldığından beri ne tam anlamıyla dinlenebildim ne de uykumu alabildim. Yorgunken kötü hissediyorum kendimi. Çünkü ben bu değilim. Ben, insanların suratına anlamsız bir şekilde bakan, sırıtmaya mecali kalmamış... insan değilim. Of! Yeter ya! :) İsyan etmek gibi bir niyetim yok aslında. Yani o amaçla yazmıyorum bu yazıyı. O yüzden "of,yeter ya" demek istemezdim.. Dedim bir kere... Bir de tüm bunların üstüne, seneye yedi gün okula gitmek zorunda olacağım gerçeği beni iyice çileden çıkarıyor. Zorum mu ne? Formasyon alıyoruz! Sanki ne yapacaksak.. Neyse. Zaten buraya kadar yazdığım çoğu şeyi önceden söylemişim başka yazımda. Şimdi fark ettim. Bunalmışım herhalde, tekrar yazdım.
Sinir oldum. Bitiriyorum burda yazıyı.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19.10.2009 - Yüksek Lisans Yapmaya Karar Verme Günü; dın dın, dın dın!
Her yaz olduğu gibi bu yaz da okulun açılmasını iple çekiyordum. Tenis menis muhabbetleri olmasaydı kafayı yerdim herhalde :). Zaten önümüzdeki yaz hemen işe giriyorum. Yoksa patlayacağım bir yaz evde :D. Bir gün olacak yani bu, evde durmaya devam edersem.
Neyse.. Derken okul açılır... Tüm hayaller, beklentiler cumbur lop suya! :) "Anam, noluyoruz, nerede eski Yasemin, nerede çevresinde bir sürü insan olan Yasemin..." derken, bir bakmışız, Yase depresyonik hallerde 3 ya da 5 ya da 10 :D. Allahtan çıkmayacak öyle bir kitap :D.
Beklentim ne miydi? Ya da geçen sene nasıldı ki bu sene böyle bozguna uğradım? Heves vardı geçen sene. Kimseyi tanımıyorum, tanışmalıyım; hiçbir şey bilmiyorum, öğrenmeliyim... Onunla sohbet bununla muhabbet derken aslında her şeyi tüketmişim be. Ya selam verip geçiyoruz artık, ya da hiç konuşmuyoruz bile.
Her neyse yaa. İyiyim şimdi. Yazıyı yazma amacım bunlar değildi.Neden kırk saat yazdıysam. Sadede geliyorum; okulun açıldığı ilk hafta içi bir gün, toplantı sebebiyle öğlen bire kadar ders yoktu. Dedim, fırsat bu fırsat, lisedeki hocalarımla görüşeyim...
Ben seviliyorum galiba yaa :). Okula girdiğimde ilk müdürümle karşılaştım.Çay ikram etti. Sohbet ettik bayağı :).. Sağ olsun ya :). Sonra aslında esas görmek istediğim kişi olan müdür yardımcısının yanına gitmek için kalktığımda, müdür öğretmen, ( :P ) :)) yardımcısının öğretmenler odasında olduğunu söyleyince oraya gittim. Kapıyı çaldım, açtığımda tarih hocam (m.yardımcısı) karşımda görmeyi hiç beklemediğim biriyle, eski matematik öğretmenimle oturuyor. Vuuhuu !!! Şoku atlattıktan sonra (çaktırmıyorum tabii), sohbet etmeye başladık. Ne yapıyorum, ne ediyorum, neler düşünüyorum ilerisi için... Bunlar önemli konular tabii... Mezun olduktan sonra matematik hocamı hiç görmemiştim (kendisinden sadece lise birde ders aldığım ve sonrasında o bir süreliğine okuldan ayrıldığı için bu böyle).
Önce "Aaa! Sen sosyoloji mi okuyorsun? Ben senin kesinlikle sayısal bir bölüm okuyacağını düşünüyordum!" diyerek belirtti şaşkınlığını. "Evet hocam öyle.. Matematiğim çok iyiydi, fiziği de severdim esasında ama kimya ve biyolojiyi hiç sevmediğim için sayısal bölümü seçmedim. Haklısınız,bu zamana kadar hiç matematikle problemim olmadı ama bu bölümü seçmem daha doğruydu. Hiç pişman da değilim. Sosyoloji okumaktan da aynı zamanda... " Dönüp bir de tarih hocama açıklama yapıyorum: " Matematiğe çok fazla çalışırdım. İki tane defterim vardı. Birine okulda karman çorman yazıp, eve gidince diğerine geçirirdim :).. İşkence gibi aslında ama severek yapıyordum..Matematik hocam ondan böyle şaşırdı." " Hıımm, psikolojide master yapıp özel bir şirkette insan kaynakları biriminde çalışabilirsin aslında? Ne dersin? " diyor matematik öğretmenim.. " Tam da düşündüğüm şeyi söylediniz" diyorum. " Psikoloji bölümünde master yapmak değil de, özel bir şirkette insan kaynakları biriminde çalışmayı düşünüyorum ben de... Aslında master konusunda çok kararsızım ben..." " Nası yani! Neyinde kararsızsın? Anlamadım ben!" diye çıkışıyor tarih hocam.. Hem beklediğim hem de hiç beklemediğim bir tepki... Ah Yasemin! " Aaa! Yasemin? Sen mi söylüyorsun bunları? Senin gibi bir kızdan hiç beklemezdim böyle bir cevabı! Sen ki o kadar hırslı bir kızsın, tuttuğunu koparan bir kızsın... Çok fazla şaşırttın beni..." " Eee, bilmiyorum ki... Yani aslında yapabilirim tabii. Hıhı.. Haklısınız.." Of! Çok kötü olmuştum. Okuldan çıktığımda da çok değişik hissediyordum zaten... " Hayır anlamıyorum yani, nasıl bir sebebin var ki yapmamak için?" diye soruyor tarih hocam. " Hem zaten burs almak da pek zor olmuyor bildiğim kadarıyla masterda..?"(matematik hocam) " Yok hocam, sorun burs değil zaten.. Hem sonuçta master yaparken çalışırım aynı zamanda.." "Eee?.." Yanıt yok bende... Ne yani ! Diyer hocama verdiğim gibi, "hocam ben tembelim tamam mı! o yüzden master falan yapmak istemiyorum! " mu deseydim? Ne olurdu sizce durumum? Ki onlar bana o kadar çok güvenen insanlar.. Nasıl böyle bir cevap verebilirim? "ben tembelim" cevabına diğer hocamın verdiği karşılık, "salak mısın sen?" karşılığıyla nasıl yüzleşebilirdim ki tekrar? Tabii ki sebep gösteremeyecektim. Matematik öğretmenim ki, tarih hocam "alttan dersin var mı?" diye sorduğunda, " nasıl yani, bunu Yasemin gibi bir kıza mı soruyorsun? Sence mümkün mü bu?" diye benim yanıtımı beklemeden hocama cevap verecek kadar bana güvenen birisi... "Tembelim" dediğimde beni dövseler haklılar. İyi ki dememişim... Okuldan çıktığımda ağlayacak gibiydim ya :S. İnsanlar bana o kadar çok güvenirken ben keyfimden......... Neyse.
İşte o gün, yüksek lisans yapmaya karar verdim. Yapmazsam çok fazla pişman olacağımı anladım. Bana "salak mısın" diye soran hocam, size teşekkür ediyorum, haklıymışsınız. Ve bana ne kadar çok güvendiğini gösteren iki öğretmenim, sizlere de çok teşekkür ediyorum. O kadar değerlisiniz ki, bana sadece güveninizi boşa çıkarmamak düşüyor... ____________ Fazla duygusal bir yazı oldu, farkındayım. Ama içtendim yazımda. Bu size geçmez büyük ihtimalle :) Komik de gelebilir.. Yapacak bir şeyim yok. Olayı yaşayalı çok zaman olmasına rağmen pes etmeyip buraya yazabildiğim için mutluyum :). Olayı detaylarına kadar hatırlayıp, aynı şeyleri tekrar hissedebilmek de iyi hissettirdi. Çünkü ben yüksek lisans yapmalıyım.Çünkü benim hiçbir engelim yok. Çünkü ben pişman olmak istemiyorum. Çünkü ben "salak" değilim! Böyle işte... İngilizce çalışmam lazım anlayacağınız :)
Sevdim hepinizi ! _____________________________________ Durun durun, böyle bitmeyecekti yazım. "Seviliyorum galiba" demiştim ya, onunla bağlayacaktım... Ya bu kadar değerli insanlar neden böyle konuşsunlar değer vermedikleri bir insanla? Hı? Bir ara bir yazımda geçmişti öğretmenlerin insanların hayatında ne kadar önemli bir yere sahip olduğu konusu. :) Seviyorum ben sizi. Hıhı, hepinizi. Siz de beni seviyorsunuz,biliyorum. Sevmemeniz için sebebiniz var mı? :P Yoksa siz "salak" mısınız ? :)) Heh heh he :)... Hoşça kalın...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19.10.2009 - Durum Raporu
:) :) :)
İyiyim. Mutluyum. Depresyonik haller geride kaldı şimdilik. Okulun yoğunluğuna alıştım. Kararsız olduğum şey (ya da şeyler) konusunda eskisine göre daha kararlıyım. Bu daha huzurlu olmama sebep oluyor. Falaaaaaaaan filaaaaaaannnnn :) ... Şimdi bunları açmak gerekirse; * İyiyim, mutluyum. Biraz da doğum günüm yaklaşıyor diye olsa gerek... Hâlâ beni liseli sananlar çoğunlukta olsa da, resmen 19'umu doldurup 20'mden gün alıyorum! Hayatımın en güzel yılları mı geliyor ne :P
* Okul yoğun hakkaten bu sene. Geçen sene dört gün gidiyordum okula. Hatta üç bile denilebilir. Bu sene altı gün gidiyorum :D Sanki geçen sene borçlandım da bu sene faiziyle birlikte bir şeyler alıyorlar benden :D. Türkiye'deki yaşam şartları insanları garantici yapıyor. Bu sebeple kendi bölümünüzü okurken, öğretmen olmayı istemeseniz bile, "cebimde dursun, ne olur ne olmaz, bir dönem işsiz kalırsam işime yarar" gibi gibi gibi düşüncelerle formasyon dersi almak zorunda kalıyorsunuz. Sonradan fark ediyorsunuz ki, bunun bir de "pedagojik formasyon" versiyonu varmış, okulunuz bunun dersini cumartesi gününe koyup, dersi zorunlu ders haline de getirebiliyormuş! Bir sonraki dönem de sizden staj yapmanızı isteyebiliyormuş... Vuuuhuuuu ! :) Ve sonuç olarak bu dönem 10 dersim var efendim. Hayırlı uğurlu olsun. ( Bakmayın yeniymiş gibi yazdığıma. Okul açılalı oluyor bayağı. İki hafta sonra vizelerim var)
* Kararsız olup da kafamda daha bir netleşen konu(lar) için ayrı bir başlıkta yazı yazacağım efendim.
Sevdim hepinizi.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Kategoriler
Arkadaşlarım
Blogcu Yardım
|